Yeni çağın son durumu!

Bebeklerimiz şüphesiz en kıymetli varlıklarımız ama hep bebek kalmayacaklar.  Onlar daha bebekken birtakım şeyleri doğru yapmamız gerekiyor ki büyüdüklerinde öncelikle sağlıklı, huzurlu ve mutlu birer çocuk ve akabinde bunların yanı sıra başarılı yetişkinler olsunlar.

 

Tıp, bilgi ve imkanlar geliştikçe ve arttıkça bebek/çocuk bakımında birçok şey değişti – büyütme tarzımız, besinler, davranış şekli, oyuncak ve aktivite çeşitliliği ilk aklıma gelenler.  Bebek ölüm oranlarındaki düşüş bunu ispatlar derecede.  Fakat eş zamanlı olarak yapılan birçok yanlış da var.  Bu yanlışların sonucu istatistikler gerçekten korkunç.

 

İstatistikler korkunç!

 

Son 15 yıldır kötüden daha kötüye giden bir akım söz konusu.  Öğretmen, psikolog ya da pedagog tanıdığınız var ise lütfen onlardan rica edin size son 15 senede tecrübe ettikleri değişenleri anlatsınlar.

 

Dünya geneline bakılarak hazırlanan, Centers for Disease Control (CDC) tarafından Ağustos 2017’de yayınlanan istatistikler şöyle;

 

  • Her 5 çocuktan 1’inin zihinsel sağlığını etkileyen bir problemi var.
  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu oranlarında %43 oranında artış var.
  • Ergen depresyonu oranlarında %37 artış var.
  • 10-14 yaş arası çocuklarda intihar oranında %100 artış var (18 yaşa kadar analiz edildiğinde ise bu rakam %200’dür.)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Araştırmalar bu istatistiklerin kalıtsal rahatsızlıklardan ötürü olmadığını, okullardaki eğitim sistemiyle de alakalı olmadığını göstermekte.  Çok acı olsa da, bu durumun tek bir sorumlusu var ebeveynler!

 

Beyin kendini bulunduğu ortama göre adapte edebilen bir organdır.  Fakat yeni ebeveynlik stilleri yanlış bir adaptasyonu tetiklemekte ve hayatı çocuklarımız için daha da zor bir hale dönüştürmekte.

 

Yeni nesil çocuklar, çocukluk dönemini yaşamaları gerektiği gibi yaşayamamakta;

  • Duygusal anlamda yanında olan ebeveynleri yok,
  • Net bir şekilde çizilen sınırlar, yol gösteren ebeveyn yok,
  • Sorumlulukları yok,
  • Dengeli beslenme ve kâfi miktarda uyku yok,
  • Yaratıcı oyun kurma, sosyal etkileşim, yapılandırılmamış – planlanmamış aktiviteler ve ara ara canının sıkılmasına izin vermek yok.

 

Bunların yerine;

 

  • Dijital anlamda dikkati dağınık ebeveynler var (2 dakika instagram’a bakayım)
  • Tüm yönetimi çocuklara devretmiş ebeveynler var (o daha çocuk, aklı ermez, ah kıyamam)
  • Sorumluluk vermek yerine, yapılan şeylerin çocuğun ‘hakkı’ olduğunu düşünmek var. (yeni oyuncak hakkıdır, o oyuncağı hak etmek için herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur)
  • Dengeli olmayan beslenme biçimi (yeter ki yesin de..) ve geç yatak saati (ay kümes hayvanı mı bu? 19:30 yatak saati mi olur?)
  • Durağan ev içi yaşam var, (Ay koşturmasın, dışarı çıkınca zor zapt ediyoruz, terlemesin ki üşütmesin)
  • Bitmek bilmeyen uyarma – tenkit anlamında değil, stimüle etmek anlamında (sürekli farklı oyunlar kurma, çocuk adına sürekli plan yapma), tablet/telefon kullanımı, anlık ödül sistemi ve sıkılmasına izin verilmemesi var.

 

Neler yapabiliriz?

 Çoğu danışanım bana tablet/telefon/televizyon kullanımı ile ilgili soru sormakta.  Hazır yeri gelmişken ona da kısaca bir değinmek isterim.  Ara ara teknoloji kullanımı elbette problem değil, yeter ki yaşa göre doğru içerik olsun, interaktif bir biçimde seyredilsin “aa oradaki kırmızı top mu?” gibi sohbet eşliğinde olsun ve son olarak bir limiti olsun, günde 2-3 defa 20 dakika gibi.

 

Gelelim diğer konuları nasıl çözeceğimize.

 

  1. Çocuğunuzun arkadaşı değilsiniz! Çocuklarınızın zaten bir sürü arkadaşı var, onların hakiki ebeveynlere ihtiyacı var – onlara yol gösteren, dengeyi kuran/muhafaza eden, limit koyan ve aynı zamanda onlarla eğlenen ebeveynlere ihtiyaçları var.

 

Çocuğunuzun isteklerinden ziyade onların ihtiyaçlarını gidermeye odaklanın.  Onlara yeri geldiğinde “Hayır” ve “Olmaz” demekten çekinmeyin.  Çocuklarınızı lütfen dengeli besleyin, sebze, meyve ve et tüketmelerini sağlayın – fast food asla vermeyin demek ütopik bu devirde ama haftada bir, on günde bir gibi limit koyun.  Unutmayın ki doğru bir şeyler yapmaya çalışırken ucube bir çocuk da yetiştirmek istemiyoruz – bir arkadaşı ona McDonald’s dan aldığı bir oyuncağı gösterdiğinde bizim ki “McDonald’s da ne?” demesin.

 

Günde bir saatinizi dışarıda geçirmeye özen gösterin. 

Dışarıda vakit geçirmek cafe/restoran, AVM gibi yerler değil.  Park, bisiklete binme, kuşları, sokak hayvanlarını besleme gibi aktiviteler.  -5°C’nin altında ya da 35°C’nin üstünde olmadığı müddetçe, dolu yağmadığı müddetçe bu aktivitelerin hepsi yapılabilir.

 

Günde en az bir öğünde tüm aile aynı sofrada, teknolojik cihaz kullanmadan bir arada olsun.

Haftada iki/üç kere ailecek kutu oyunu oynayın.  Fare kapanı, tabu, yılanlar ve merdivenler, buzulda penguenler ve benzeri gibi.

 

Çocuğunuza her gün bir görev verin.  Astığınız çamaşırları toplamak, kirli sepetindeki kıyafetleri renklerine göre ayırmak, bulaşık makinasını boşaltmak (keskin/tehlikeli aletleri çıkardıktan sonra), alışveriş yaptıktan sonra ürünleri yerlerine kaldırmak gibi görevler verebilirsiniz.

 

Her gün uyku ritüelinizi uygulayıp, benzer saatlerde yatmasını sağlayın.  Banyo, diş fırçalama, kitap okuma ve iyi geceler gibi.

 

  1. Çocuğunuza sorumluluk verin ki bağımsız olmayı öğrensin.

 

Çocuğunuz okula giderken bırakın kendi çantasını kendisi toplasın.  Evde bir şeyini unuttuğu için eve geri dönmeyin ya da en yakın mağazada durup ona yenisini satın almayın – “unutmasaydın, unuttuğun zaman böyle oluyor” demeniz çocuğunuzun iyiliği için atacağınız çok büyük bir adımdır.  5 yaşındaki çocuğunuz muz istediğinde ona soyup vermeyin, bırakın kendisi soysun.

 

Çocuğunuza neyi nasıl yapacağını öğretin – onlar adına yapmayın.

 

  1. Çocuğunuzu eğlendirmek sizin göreviniz değildir.

 

Sürekli çocuğunuzu eğlendirmek için bir aktivite aramayın.  Bırakın, canı sıkıldığında sonunda yapacak bir şey bulacaktır.  Teknolojiyi can sıkıntısını giderme aracı olarak kullanmayın çünkü beynin can sıkıntısı anında yapacak bir şey bulmayı öğrenmesi gerekmektedir. Her defasında ona telefonunuzu verirseniz bunu hiçbir zaman öğrenmek zorunda kalmayacaktır.  Arabada seyahat ederken canı sıkıldığını söyleyen çocuğunuza hemen telefonunuzu uzatmak yerine, evden çıkmadan önce yolunuzun uzun olacağını, seyahat esnasında kendini oyabilecek gereçlerle bir çanta yapmasını söyleyebilirsiniz.

 

  1. Duygusal anlamda çocuğunuzun yanında olun.

 

Çocuğunuz ağladığında, öfkelendiğinde onu üzen bir şey olduğunda onun yanında olduğunuzu hissettirmeniz gerekir.  Çocuğunuza empati kurabildiğinizi gösterebilir “Böyle bir şey yaşadığın için öfkelenmeni çok iyi anlıyorum, ben de senin yerinde olsaydım muhtemelen ben de öfkelenirdim” ya da ona yol gösterebilirsiniz; “Ne hissettiğini çok iyi anlıyorum, ben de çocukken bana da aynısı olmuştu … (örneklendirin) ama ben öfkelenmek yerine … yapmayı tercih etmiştim” Yaklaşımınız nasıl olursa olsun, yeter ki yanında olduğunuzu bilsin.

 

Çocuğunuz size bir şey anlatmaya çalıştığı sırada telefonunuzu bir kenara bırakın, hatta tercihen sessize alın.  Yaşı kaç olursa olsun, çocuğunuzla şakalaşın, onu gıdıklayın, öpün, ona sarılın, birlikte dans edin, kitap okuyun – onu duygusal anlamda doyurun.

 

Bebeklerimize nasıl davranmalıyız?

 

Yukarıda anlatılanlar sanki daha büyük çocuklara davranma biçiminden bahsediyor gibi gözükse de aslında bebek büyütme tarzımızı da etkileyen öğretiler içermekte.

 

Bebeklerimizi büyütürken 0-9 ay dönemi bizim için daha çok beslenme-oyun-uyku üçlüsünden ibarettir. Bu üçlü uygun bir rutin ile uygulandığında bu alanlar optimum seviyede muhafaza edilir ve bebekler ileri fiziksel ve zihinsel gelişim gösterir.

 

Peki, 9 aydan sonra neler değişiyor?  Bebeklerin algıları sihirli değnek değmişçesine açılırken, ek olarak ayrılık kaygısı da devreye girer, kaba motor becerilerinde artış meydana gelir dolayısıyla artık “tokluk” sadece gıda alanında değil, duygusal, zihinsel ve fiziksel alanda da önem taşımaya başlar.

 

Duygusal tokluk için; bebeğinizle mutlaka günde en az bir kere 20 dakika bol gıdıklamalı, öpmeli, sarılmalı, boğuşmalı bir seansınız olsun – kısa kısa daha sık aralıklarla da yapılabilir ama blok halinde, özellikle de yatma vaktine yakın olursa harika olur.  Mesela önce kudurup sonra banyo, diş fırçalama ardından kitap okuyup yatağa geçme harika bir uyku ritüelidir.

 

Zihinsel tokluk için; bebeğinize hafıza kartları, yeni oyuncaklar almak zorunda değilsiniz.  Yeter ki onu zihinsel anlamda hafif hafif destekleyecek oyunlar oynamaya devam edin.  Yeni bir beceri edindikten sonra ve bir süre onu pratik ettikten sonra çıtayı biraz daha yükseltmeyi ihmal etmeyin.

 

Fiziksel tokluk için; her gün temiz hava aldığınızdan, dışarıda bir aktivite yaptığınızdan emin olun.  Emekliyorsa ona emeklemek için güzel temiz bir alan yaratın, yürümeye çalışıyorsa ona bol bol pratik etme fırsatı tanıyın.

 

Bu yeni parametreleri de optimum seviyeye getirdiğimiz taktirde bebeklerimiz daha fazla tek başlarına vakit geçirmeye başlarlar.  15-20 dakika boyunca kendi kendine oynayan (çaktırmadan gözetim altında ya da güvenli alanda) bir çocuk oyun kurmayı da can sıkıntısını da keşfettiği gibi, ona yapışık bir yetişkin olmadığı için keşfetme isteği ve özgüveni de artış gösterir.

 

No Comments

Enroll Your Words

To Top