BEBEĞİNİZE BAĞLI MISINIZ YOKSA BAĞIMLI MI?

Hepimiz ebeveyn olarak çocuğumuzun sırasıyla sağlıklı ve mutlu birer birey olmasını isteriz öyle değil mi? Sağlıklı olmaları için beslenmesine, hijyenine önem gösteririz, mutlu olması için sevgiyle şımartır, onunla kaliteli zaman geçirir, oynarız.  Pekiyi, birey olması için ne yaparız?

Bu sorunun cevabına gelmeden önce bazı kültürel faktörlere, yaşam tarzımıza ve annelik psikolojisine bakmamız gerekmekte.

Din, sosyo-ekonomik konum, eğitim düzeyi, coğrafik konum; bu faktörlerin hepsi annelik tarzımızı etkileyen faktörlerdir.

Din konusunu ele alacak olursak.  Islam’da “Cennet annelerin ayakları altında” denir.  Ne kadar güzel bir şey, fakat, bu algıdan dolayı anneler bebeklerini büyütürken saçlarını süpürge etmeleri gerektiğini düşünür.

 

Halbuki iyi bir anne olmak için hiç de öyle yapmamıza gerek yoktur.  Biz anneler olarak, bebeğimize bakmakla yükümlüyüz evet, ama bunu yaparken, danışanlarımda fark ettiğim en büyük ortak nokta, bebeğin ihtiyaçları azaldığı halde, annenin “saçını süpürge” etme alışkanlığının devam etmesi.  Anne hem sürekli şikayet eder, hem de alışkanlıklarını değiştirmez.  Hayatını bebeği doğduğunda rafa kaldırmıştır ve orada unutmuştur.  Bu noktada sağlıklı başlayan anne-bebek bağı, bağımlılığa dönüşmeye başlar.  Anne bebeği olmadan bir hayat düşünemez, bebek annesi olmadan bir an bilmez.

Özellikle de gelişmemiş Afrika ülkelerinde anne sürekli bebeğini kendi üstüne bağlayıp tarlada, bahçede çalışmaya devam eder, ne bakıcısı vardır ne de bebeğini bırakacak kimsesi.  Anne nereye, bebeği oraya.  Yeni trendlerden biri de sling kullanmak, bu coğrafyada ki anneleri taklit etmektir amaç.  Fakat bu trendler çıkarken denge kurulması çok önemlidir, bebeğini sürekli üstünde taşıyan bu anne, bebeğini bir süre sonra tarlada kendi görebileceği ya da arkadaşlarının, ailesinin görebileceği bir alanda serbest bırakır.  Sürekli vaktini bebeğine tabiri caizse yapışık geçirmez.  Gelişmiş ülkelerde bu trendi takip edenler bebekleri ile ne zaman ayrılmaları gerektiğini kestiremiyor ve o noktada işte sağlıklı başlayan anne-bebek bağı, bağımlılığa dönüşmeye başlıyor.  Bebek, ben annemin kucağında değilsem tehlikedeyim, anne ise bebeği olmadan kendini yalnız ve amaçsız hisseder. 


Ülkemizde çok şanslıyız aslında, evimize bakıcı, yardımcı alabiliyoruz ya da hiç yoksa annemiz/kayınvalidemiz bize destek olabiliyor.  Avrupa, Amerika ve Rusya’da özellikle, hiç kimse yardım almadan çocuklarını büyütür – ve tatile çıktığımızda onların çocuklarına gıpta ile bakarız.  Onlar çocuklarının peşinden tabak-kaşıkla koşmazlar, hava karardıktan sonra çocukları uyur, anne güneşlenirken çocuğu kendi kendine oyuncakları ile oynar…biliyorsunuzdur bu tabloyu.  Onlar bizim yapmadığımız neyi yapıyor olabilirler? Bu arada yanlış olmasın, onlar her şeyi doğru yapıyor da biz mi yanlış yapıyoruz?  Elbette hayır.  Biz aslında çok anaç bir toplumuz, tüm yaptıklarımızı sevgiyle yapıyoruz fakat bunu yaparken “o daha bebek, ah kıyamam, o doğrusunu bilemez ki” düşünceleri ile yapıyoruz.  O mini minnacık bebek, sizin tahmin ettiğinizden çok daha zeki ve çok daha becerikli.  Neye ihtiyacı olduğunu sizden, benden çok daha iyi bilir.  Uyku problemi için bana gelen danışanlarımın büyük bir çoğunluğu bebeği uyurken ya gider üstünü örter, ya da rahatsız görünüyordu deyip yatış pozisyonunu değiştirir.  Bebek üzerindeki örtüyü ancak sıcak bastıysa atar, o yatış pozisyonu rahat olmasa zaten uyuyamaz.  Bir birey yetiştirmek işte tam da burada başlıyor.  Bebeğinizin seçimlerine, tercihlerine lütfen SAYGI duyun.

Baby Touch’ta masaj eğitimi verirken ilk üstünde durduğum konu, masaj yapmak için izin istemek.  Sizin izniniz olmadan birisi sizin bedeninize dokunamaz, bebeğiniz için de aynı şey geçerli.  Bebeğin yaşı kaç olursa olsun, 1 aylık, 2 aylık hiç fark etmez, onun bedenine dokunmak için izin istemek doğru olacaktır.  Elbette, “evet anneciğim bana masaj yapabilirsin” demeyecektir.  Bu noktada işaret dili kullanıyoruz. Masaj yağı damlattığımız ellerimizi, bebeğimizin görebileceği şekilde birbirine sürtüp işaret ediyoruz.  Eğer masaj istiyorsa gülümser, göz teması kurar, agu’lar.  İstemiyorsa ağlayabilir, gözünü kaçırır ve mızmızlanır.

Bu sayede bebeğimize saygı duyduğumuzu gösteriyoruz, çünkü bebeğimiz bir birey.  Doğduğu saniyeden itibaren bir birey, kendisi bile bir birey olduğunu 3 aylıkken anlıyor – bu sebeple ayrılık kaygısı yaşıyor “Eyvah, ben annemin bir parçası değilim” ‘i anlıyor çünkü.  9 aylıkken birçok danışanım yemek yedirmekte güçlük çekmeye başlar, çünkü bebekler o dönemde yemek konusunda bile tercih yapmaya başlarlar, daha lezzetli, farklı kıvamlarda, farklı gıdalar yemek isterler hatta kendileri parmaklarını kullanarak yemek isterler.

Tüm danışanlarıma söylediğim ortak bir söz vardır, bebeğinize seçim hakkı tanıyın.  Bırakın o karar versin turuncu kaşıkla mı mor kaşıkla mı yemek yiyeceğine.  Karlı havada t-shirt’mü giymek istiyor, bırakın giysin, üşüdüğünde zaten kazağını, montunu giydirmenize müsaade edecektir.  Bırakın kendi seçiminin sonucunu yaşasın ve tecrübe ederek öğrensin.  Kendi kendine oynamasına müsaade edin, hayal gücü gelişsin, yeni şeyleri sizin yardımınız olmadan keşfetsin ve bunun haklı gururunu yaşasın.

Bebeğinize en baştan bir birey gibi davrandığınızda ne 2 yaş sendromu ne de 3 yaş sendromu, hiç birisi sizin evinize uğramaz, söz veriyorum.

 

Bağımlı ilişkiler sonucu;

– Çocuğunuzun özgüveni sarsılır, kendi değerinin farkında olmaz.

– Farklı durumlar ile baş edemez, hep birinin desteğine ihtiyaç duyar (anne, arkadaş, öğretmen).

– Her zaman ihtiyaçları giderildiği için, dışarıda da hayatın öyle devam etmesini bekler.  Öyle olmayınca da sinir krizi, isyan ve depresyon gibi durumlara daha sık rastlanır.

– Washington üniversitesinin araştırmalarına göre, bağımlı ilişki sonrası çocuklar stres ile başetmeyi bilmedikleri için, çocuk anksiyetesi ve depresyonuna daha yatkın olurlar.   Bu duyguyla başetmeyi öğrenemezler ise Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğuna yol açar.

– Bazı beceriler eksik ya da geri kalır.  Anne çocuğu adına herşeyi yapmaktadır, niye öğrensin ki?

Bu yazımı sonlandırırken, çok sevdiğim bir arkadaşım ve araştırmacı yazarın sözlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.  “Çocuğum bana ait değil; Her gün biraz daha bırakmalıyım onu… Ama bana yaşattığı duygular, işte onların hepsi benim, sadece benim ve daima benimle olacaklar.” Gülüş Türkmen (Alternatif Anne portalının kurucusu, Anneliğin ötesinde kitabının yazarı, Annelik Haritası’nn mucidi, liste daha çok uzun..)

No Comments

Enroll Your Words

To Top